Dünya genelinde iklim krizine karşı atılan adımlar her geçen yıl daha kritik bir viraja girerken, küresel diplomasinin en büyük ve en prestijli platformu olan Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi Taraflar Konferansı (COP31) için Türkiye, uluslararası arenada tarihi bir hazırlığın eşiğinde bulunuyor. Hatırlanacağı üzere; Mısır’da düzenlenen COP27 kayıp ve zarar fonuyla, Dubai’deki COP28 fosil yakıt tartışmalarıyla, Bakü’de gerçekleşen COP29 ise finansman ve enerji güvenliği başlıklarıyla öne çıkmıştı. Geçtiğimiz dönem Brezilya’da gerçekleştirilen COP30’da ise Amazonlar ve biyolojik çeşitlilik dünyanın ana gündem maddelerini oluşturmuştu.
Gelinen son noktada ise küresel iklim diplomasisinin tüm gözleri resmi olarak Antalya’ya çevrilmiş durumda. Türkiye’nin ev sahipliğine aday olduğu bu dev organizasyon, yalnızca devlet liderlerinin, diplomatların ve küresel şirketlerin CEO’larının buluşacağı bürokratik bir zirve olmanın çok ötesine geçiyor. COP31; şehirlerin, gençlerin, kadınların, sivil toplum kuruluşlarının ve özel sektör temsilcilerinin sürdürülebilir bir gelecek vizyonunu ortak bir akılla şekillendireceği devasa ve kapsayıcı bir dünya sahnesi olmaya hazırlanıyor.
Bu büyük çaplı diplomatik hazırlığın ve zirvenin omurgasını ise diyalog, uzlaşı ve aksiyon olmak üzere üç temel sacayağı oluşturuyor. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum tarafından kamuoyuna duyurulan stratejik COP31 gündeminde, enerji dönüşümü ve sürdürülebilirlik ekseninde beş temel öncelik ön plana çıkıyor. İlk sırada rüzgar ve güneş başta olmak üzere temiz enerji dönüşümü yer alırken; ikinci başlık küresel bir markaya dönüşen sıfır atık projeleri ve metan azaltımı hedeflerine odaklanıyor. Üçüncü öncelik olan iklime dirençli şehirler vizyonu, özellikle Akdeniz havzasının merkezindeki Antalya gibi metropollerin geleceğini doğrudan ilgilendiriyor. Gündemin dördüncü ve beşinci maddelerini ise alınan kararların takibini yapacak “İklim eylemi uygulama mekanizması” ile sanayide karbon ayak izini düşürecek yeşil sanayileşme hamleleri oluşturuyor.
Antalya’da gerçekleştirilmesi planlanan bu tarihi zirve, Türkiye’nin hem Akdeniz coğrafyasındaki jeopolitik liderliğini pekiştirmesi hem de küresel yeşil ekonomi fonlarından ve sürdürülebilir kalkınma yatırımlarından alacağı payı maksimize etmesi açısından dönüm noktası niteliğinde bir fırsat sunuyor. Şimdi asıl odaklanılması gereken nokta; Akdeniz’in kalbinde atılacak bu tarihi adımların, tüm dünyaya rehberlik edecek somut bir “küresel eylem planına” ve kalıcı bir vizyona nasıl dönüştürüleceği.